Takip Edin ,
Yazı Konya, Ahi Evran?a, Kırşehir?den çok daha fazla sahip çıkmalıdır!
13/09/2017 - 00:00:00

 Erol Sunat
Konya, Ahi Evran?a, Kırşehir?den çok daha fazla sahip çıkmalıdır!

Bu şehrin derdi, sıkıntısı bitecek, tükenecek gibi değil diyenler olabilir. Makamlar ve görevliler, çare olan, çözüm üreten, şikayetleri ve sıkıntıları asgariye indirenler olduğunda kimsenin diyecek bir şeyi kalmaz! Sıkıntı veren konu sahiplenme konusudur. Sahipleniyormuş gibi gözükmek ve bunu bir davranış biçimi haline getirmek gibi oldukça yanlış bir kulvarda yürüyoruz! Bir çok işimiz ağır yürüyor hatta ağırdan daha ağır demek daha doğru. İlan edilen açılış tarihlerinin bir türlü tutturulamadığı yazanları, konuşanları defalarca yanılttığı ve mahcup ettiği Numune Hastanesi gibi, Kılıçarslan Köşkü gibi, Tarihi Buğday Pazarı gibi örnekler var elimizde. Bu konular, sahip çıkamadığımız, zapturapt altına alamadıklarımızdan bir kaçı, lakin, göz boyamada, şehre cila çekmede, göze görünmemesi gereken yerleri Berlin Duvarı gibi paravanlarla kapatmada bir numarayız! 

Bu duruma, biz sahip çıkmayı, öncelikli olarak kendimize yani şahsımıza yönlendirmişiz denilebilir mi? 

Galiba öyle…Ön planda olmanın, gündemde kalmanın formüllerini 17 Aralık tarihine ve seçim dönemlerine endeksleme gayretimiz ayan-beyan ortada! 

Bütün bir yıl 17 Aralık için şehri hazırladığımız imajını verip, şehrin makyajını da tamam ettikten sonra, zaten açık olan yerleri, yeni açılıyormuş gibi göstermenin ve açmanın dayanılmaz hazzını yaşamışız ara ara. Kandıran, önce kendini kandırmıştır diyen büyüklere aldırış dahi etmemişiz!

Şehir zaman zaman ağır, kalın is ve sis tabakasına maruz kalmış. Sisler dağılsın,  o gün sisleri dağıtan rüzgarlar essin diye, rüzgar duaları ettiğimizi hep unutanlardan olmuşuz!

Seçim dönemleri yaklaştıkça, kendilerini hatırlatmak, unuturmamak adına yola çıkanları, Ankara yoluna düşenleri, Ankara dönüşlerini, kimlerle görüştüklerini en ince ayrıntısına kadar anlatanları ve anlattıranları sayısını unuttuğumuz kadar dinleyip şahit olmadık mı?

Keşke, bu şehrin unutulmaması gereken sanatlarını, sanatçılarını, sanatlarlarını, kültürel ve tarihi değerlerini hatırlatma adına birşeyler yapılsaydı. Yapma azmi ve gayretinde olanlara destek verilseydi.

İnanın, keşkeleri üst üste dizseniz Selçuklu kulesinden çok daha yüksek bir kule olur bu şehirde!

Seyit Küçükbezirci Ağabeyin ellerinden öpüyorum, onun gayreti ve girişimleri sonucunda Miryakefalon Zaferinin geçtiğimiz yıl kutlanan 840. Yıl dönümü sonrasında, bir anda tarih meraklısı kesilen, tarihi bir dönüş yaparak, tarihe merhaba diyen, bu şehrin Selçuklu Başkenti olduğunu, Selçuklu tarihini ve Selçuklu Sultanlarını hatırlayan, meydanlarından birine en nihayet Kılıçarslan Meydanı diyebilen Belediyelerimiz ve kurumlarımız, 30 yıldır inkıtaya uğrattıkları bu konu üzerine eğilirken, her nedense bu şehrin Ahiliğin merkezi olduğunu yine hatırlamadılar. Hatırlar gibi yapmanın hatırlamak olmadığı konusu kimsenin işine gelmedi!

Oysa, hatırlamak denildiğinde Ahi Evran gibi bir değere sahip çıkmak hiç aklımızdan çıkmamalıydı!

Çünkü, Konya, Ahi Evran’a, Kırşehir’den çok daha fazla sahip çıkan bir şehir olmalıydı. Bunu tarihin bu şehre yüklediği bir misyon olarak kabul etmeliydi. 

Ahi Evran’ı Kırşehir’e…

Nasreddin Hoca’yı Akşehir’e…

Meke Gölünü Karapınar’a...

Çatalhöyük’ü Çumra’ya…

Kilistra’yı Meram’a…

Sille’yi Selçuklu’ya…

Mevlana’yı ve Şeb-i Arusları, alternatif programlara emanet edip, arkaya yaslanmakla olmuyor! 

Her birini birer-kişer kaybettiğimizi, avuçlarımızın arasından kayıp gittiklerini görmüyor musunuz?

Şehrin aleyhinde, arkasından konuşulanları duymazdan gele-gele, susma hakkını kullanarak gelinen bu nokta sonrasında dövünseniz, kendinizi ben ne yaptım diye yerden yere atsanız, kafanızı taşlara vursanız ne olacak? 

Susma hakkı konusunda kantarın topuzunun çoktan kaçtığını, işlerin şirazeden çıktığını görmemiş olamazsınız!

Bu şehre heyecan verecek, coşku verecek, bu şehri koşturacak insanların neden iş başında olmadığı yüksek sesle sorgulanırken, yorgun, bezgin, isteksiz, heyecansız, coşkulara küs anlayışlara yeter denmesi gerekir diyenlerin seslerini, duyması gerekenler duymasa da, Ankara duyalı çok oldu diyenleri bir dinleyin isterseniz!

Unutulmaya yüz tutan el sanatlarımızı da, onları bütün engellemelerinize rağmen ayakta tutmaya çalışmaya devam eden Konya’nın öz be öz evlatları sanatkarlarımıza defalarca söz vermenize rağmen, inşa ettiğiniz Konya sokaklarından içeri adım attırmayarak, merak etmeyin, bulacağız bir kolayını, sizi unutmayacağız, unuturmayacağız masallarına devam ediyorsunuz!

Sokakların birini Yumurtacılar ve simitçiler sokağı yaparken, diğerini dernek ve vakıflar sokağı yaparak, öz kültürümüz olan el sanatlarımıza ne denli büyük destek verdiğinizi, onları nasıl ortada bıraktığınızı kime anlatsak, kime duyursak acaba?

Koskoca şehirde yer mi yoktu?

Bir park kadar değeri yok muydu bu sanatkarların ve el sanatlarının?

Suriyeli sığınmacılara iş yeri açmaları için yer gösteren hoşgörünüzü, kendi kültür değerlerimize, kendi el sanatlarımıza neden gösteremiyorsunuz?

Neden hep böyle yapıyoruz, neden böyle davranmaktan kendimizi alamıyoruz diye hiç düşündünüz mü?

Konya’nın sanat ve sanatkarlarını görmezden  geldiğinizi bile bile, onca vebal alıp, sayısını unuttuğunuz kadar sözler verip,  rahat ve huzur içinde uyuyabiliyor musunuz?

Bizi bize anlatan el sanatlarımızın, sığınmacı Suriyeliler kadar değeri yok maalesef!

Elimizde, bu kıymet ve değer verilmeyen, elinden tutulmayan sanatların son temsilcileri kaldı.  Adeta, ölen ölür, kalan kalır, giden gider, geçmiş geçmişte kalır, eskiden şu vardı, bu vardı diye bize soru soran kalmaz der gibisiniz!

Bu insanlar ne yaptılar size?

Rabbim ömürlerini uzun eylesin, onlarda bu dünyadan ayrıldıklarında,  o canım, güzelim sanatlar bir süre sonra tarih olacaklar!

Ve bu şehirde adına kültür kurumu denen, kültür kurumuyuz diyen ve faaliyet gösteren kurumlar da, yıkılsınlarda enkazını toplar bir yere atarız diye mi düşünüyorlar?

Bu şehrin kültürüne eğilmeyen, kültürüyle ilgilenmeyen, kafa yormayan, proje geliştirmeyen, şehrin sanatına, sanatçısına, sanatkarına kol-kanat germeyen müdürlüklere nasıl bizim kültür müdürlüğümüz diyeceğiz?

Ahi Evran, Anadolu’da var olan mesleklerin, sanatların hamisi , toparlayıcısı, bir arada tutanı, geliştireni, ahileri el ele tutuşturanı, onları kardeş yapandı. Bir olmanın, birlik olmanın, beraber olmanın, sanata ve sanatkara sahip çıkmanın ne olduğunu yüzyıllar önce ispat edendi.

Onun için, Konya, Kırşehir’den çok daha fazla Ahi Evran’a sahip çıkmak zorundadır! 

Ahi Evran’a sahip çıkmak, el sanatlarımıza, mesleklerimize, kültürümüze sahip çıkmak demektir. Bu sahip çıkma, bu şehrin siyasilerinin, lobilerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve belediyelerinin olmazsa olmazı olmalıdır.

Bu Yazı 922 kez okundu
Yorum Yazın
Gönder
Namaz Vakti
Hava Durumu
KONYA
E-Dergi

Sosyal Medya'da Biz